Masum Tekin

Masum Tekin

06 Kasım 2021 Cumartesi

    Gitmek mi Kalmak mı?

    Gitmek mi Kalmak mı?
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bazı gidişler, dönüşü olmayan yolların tadına bakmak içindir. Bazı dönüşler ise, gidilen yollarda ekşi tat alındığı içindir.
    Gitmek ve kalmak –her zaman olmasa dahi- insanoğlunun elindedir. Verilen karar bazen aklı-i selim verilirken, bazen de sarhoşluğun akışına kendini bırakan düşünceler ile verilir. Gidenin hayatı değişir, alışmışlıkları yok olur ve adeta yeni bir sayfaya hazırlanır. Gidene kolay değildir gitmek. Ama bazen de kalmak için yeterince gücü olmayabiliyor insanın. Bazen çok sevdiğinden gider insan. Acı çektirmemek için gitmeyi göze alır. Yarım kalacağını bile-bile yine de diğer yarısını kör kuyu dışında bırakıp, atlar o kuyuya.
    Zorundalık insanı mahveder, benliğinden çıkarır. Bunu sadece giden bilir. Geriye kalan hiç kimse gidenin nasıl gittiğini bilmez. Giden yok olur, giden mahvolur, giden kimsesizleşir.

    İçten bir “Nasılsın?” sorusuna sadece vazgeçmiş olan insanlar iyiyim der. Çünkü iyi olmak, vazgeçmiş olanlara özgü bir haldir.
    Gitmek, zamanı dolmuş daldaki bir erik gibidir. Zamanın dolduysa gitmek zorundasındır. Aksi halde kurtlanmak ve çürümek ile kalmayıp, yakınındakilere de zarar verirsin.

    Şu ana kadar gidenlerin hiçbiri mutlu gitmemiştir. Mutluluğa ermek hiçbir vakit kolay olmamıştır. Bazen sahip oldukların ile çok mutluyken, sahip olduklarını bırakmak zorunda kalırsın ve mutsuzluğa kucak açarsın.
    Her gidişin arkasında bıraktığı kalmışlar vardır. Kalan, hiçbir vakit giden kadar mahvolmaz. Kalanın yolu hep yollardadır. Uzun-uzun bekler. Bir yerden sonra yorulur, içine kapanır, hiçbir şeye inancı kalmaz.
    Beklemek herkesin harcında yoktur. Bekleyen, gidene kızar, küser, söver ama yine de bekler. Çünkü bilir, eksik kalan diğer yarısını hiç kimse giden kadar iyi kapatmaz. Her şeye rağmen beden bir şekilde varlığına devam eder, eksik veya ruhsuz bir şekilde. Yeni hayatlara yelken açmak istersin. Ancak sonrasında anlarsın; gelenin gidenin bıraktığı boşluğu tamamlayamadığını. Ve yine bekler durursun…

    Bazen beklemekten ömür biter ama yine de umut bitmez.
    Her semtte, her sokakta, her bankta anılar kalır. Bazen geçerken o sokaklarda, yüreğine bir hançer daha saplanır. Derin bir ah! Çekersin. Cebinden sigaranı çıkarır yakarsın. O dumanı içine çekerken, anılar geçer gözünün önünden. Acılı bir gülümseme kaplar yüzünü. Hiç kimsenin sana onun gibi bakamayacağını anlarsın, hiçbir şeyin onun kadar sana iyi gelmeyeceğini bilirsin.
    Yani anlayacağın; gideninde, kalanında hayatı yok olur. Yepyeni bir insana dönüşürler. Bazen gitmek gerekir, bazen de kalmak ama en güzeli de yok olmaktır. Sakince bir yok oluş…

    Ne kimsenin gideni olun, ne de kimsenin kalanı.

    Devamını Oku

    Yitik Özgürlük

    Yitik Özgürlük
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Özgürlük! Nedir ya özgürlük? Ben anlamını yanlış biliyorum herhalde. Çünkü doğru bilseydim, bir defa dahi olsa denk gelirdim. Özgürlüğünüzün manavgat escort başkalarının elinde olduğunu sanmaktan vazgeçin! Her anlam da özgürlüğünüzü gözetin ve ona ulaşmaya odaklanın! Özgürlüğünüzü kapitalistlerin ellerine mahkûm bırakmayın. Özgür yaşamayı istiyorsan; mahkûmluğuna son vereceksin. Neden özgürlüğünüzün mahkûmluğuna baş side escort eğiyorsunuz? Neden başkalarının size “ manavgat escort alın bu senin özgürlüğün!” diyerek önüne koyduğu yaşam biçimine baş kaldırmıyorsunuz?
    Ne olursa olsun, başkalarının size vaat ettiği özgürlüğü kendinize giydirmeyin! Özgülük asıl sizinle var olur. Haksızlık karşısın da susman benliğine ihanettir! Haksızlığa baş kaldırın! Bakın hak isteyin demiyorum! Hakkınız olanı almak için elinizden geleni yapın! Kellenizin gitmesinden mi korkuyorsunuz? Başlarım öyle kelleye!

    escort manavgat

    Başkalarının size vaat ettiği özgürlük ile kellenizin dik durmasındansa, kendi özgürlüğünüz için mücadele verdiğiniz savaşta gerekirse kelleniz feda olsun!
    Onurlu bir yaşam, görkemli bir kölelikten daha iyidir.

    Neden insanlar özenmişlik arzusunu kendilerin de yücelterek, herkes gibi yaşamak, düşünmek ve içi boş bir özgürlük istiyorlar? Tek bir fabrika çıkışlı olan bu anlamsızlığa neden kendilerini adıyorlar? Şartlanmış bir beyni neden kendi yaşamlarına entegre ediyorlar? Ve neden herkes gibi kuklalığa iman ediyorlar?
    İçinde kendi benliklerimizi hiçe saydığımız bu anlamsızlığa neden kapılıp gidiyoruz anlamış değilim! Bir başka dikkatimi çeken konu ise;
    Düşünmemizi engelleyen her ne varsa –buna merak duygusu da dâhil- peşinden sürüklüyoruz kendimizi. Duyarlılığımızı barbarlaştıran bu sistemler, insanlığı köleliğe yöneltme eğilimindedirler!
    Ya! Vaziyet öyle bir hâl almış ki, bazen köle olduğumuzun farkına varabiliyoruz ama hiçbir şey yapamıyoruz işte bu, çok vahşet bir durum. Dişini uyuşturmadan çeken bir doktor olgusu var etrafta; acı hissediyorsun, dile getirsen bile bir fayda etmiyor!

    İnsanları en çok yıpratan, dürüstlükleri uğruna kabul ettiği kölelikleridir!

    Seni yirmi yıl boyunca eğitim ve öğretimden dolayı okutmuyorlar! Seni yirmi yıl boyunca, düşünmene engel olmak, hep bir kölelik sistemi içinde büyütmek ve dahi seni sırf gözlerinin önünde tutmak için bu sistemin içinde var ediyorlar! Ve maalesef sana türlü- türlü vaatler de sunuyorlar.
    İnsanlar bu sistemi seçerek aptal olmadıklarını sanıyorlar. Bilmedikleri bir şey var; bu sistemi seçerek zaten aptallıklarını ortaya koymuşlar! Eğitim kavramını çöpleştirdiler! Öyle bir durumun içerisindeyiz ki, artık bazı insanlar eğitim görmek istemiyorlar. Bu durum insanlar için, eğitim sistemi için, ülke için ne kadar üzücü olabilir?
    Bütün herkes eğitimin şu an sadece okullarda olduğunu sanıyor. Bu ideoloji gereğinden saçmadır. Eğitim sadece okullarda değildir, eğitim her yerdedir. Gün içerisin de girdiğiniz her ortamın bir eğitim düzeyi vardır.
    “Eğitim yok!” Gibi bir düşünceye sakın kapılmayın! Eğitimin olmaması olanaksızdır. Eğitim her zaman vardır ve var olmaya da devam ediyor. Şöyle bir durum var sadece; eğitim kendi

    içerisinde iki sınıfa ayrılır; iyi eğitim ve kötü eğitim. Maalesef insanlar kötü eğitimi, eğitim yok diye algılıyorlar. Hayır, eğitim var! Ama kötü eğitim var. Bakın tekrar dile getiriyorum, kötü eğitim için eğitim yok diyemezsiniz! “eğitim var ama hiçbir etkisi yok!” diyebilirsiniz mesela.
    Köleyiz ve bunu ne yazık ki kabul etmek zorundayız. İçinde tükendiğimiz köleliğimizi sistemli bir biçimde örgütlüyorlar. Düşünmemizi engellemek için, bize palyaçoluk yapıyorlar. Her şeyimize kadar sahip oldular, duygularımızı dahi onlar yönlendiriyor. Ne için varız, ne için yaşıyoruz? Bu soruyu bile insanların kendilerine sormalarını engellediler. Düşünmemizi istemiyor, kendi düşündüklerini bize denettiriyorlar.
    Özgür bir kuş gibi uçmak varken, neden bir köle gibi ezilmeye mahkûm ediyoruz kendimizi? Sırf kellemizden korkuyoruz diye, bütün bedenimizi heba etmek ne kadar doğru bir davranış olabilir?

    Ya özgürlüğümüz için kellemizi ortaya koyacağız, ya da kendi benliklerimizi ve yaşantımızı hiç’e sayacağız ve kendimizi kölelik sistemi içerisinde yok edeceğiz!

    Bize yakışan, özgürlüğümüz için kellemizi ortaya koymaktır! Alt tarafı gidecek olan bir kelledir, o da olmayı versin sanki o kelleyi çok kullandığımız var.
    Şöyle bir tarihe dönüp baktığımız da, şu an ki dönemden daha fazla kölelik sisteminin olduğunu, insanların aptallaştırıldığını, insanları mahkûmluğa mahkûm bıraktıklarını görebiliyoruz. Lâkin yanlış algılıyoruz. Ne yazık ki tarih, şu an ki düzenden daha kötü değil! Tam tersine şu an ki düzen tarihten daha kötü ve kötü olma yolunda ilerliyor. En azından tarihte ki insanlar; özgür olmadıklarının pek farkında değillerdi. Kendi aptallıklarını göremiyor, köle olduklarının bilincine varamıyorlardı! Şu ana baktığımız da, herkes köle olduğunun farkında! Aptallaştırıldıklarının ve aptallaştırılıyor olmalarının da farkındalar! Ve dahi kölelik sistemi içerisin de yaşamlarını sürdürdüklerinin de farkındalar. Bu duruma herhangi bir baş kaldırma var mı diye baktığımız da, bu durumun söz konusu bile olamadığını görmekteyiz. Var olmayan kellelerinden korkuyorlar!

    Tarih insanı, şu an ki insanlar gibi farkın da olsaydı, emin olun köleliklerine anında baş kaldırır, bu sistemi altüst ederlerdi. Belki de şu an böyle bir sistemin içinde olmazdık. Olduk diyelim; tarihten cesaret alarak, aynı sistemi ikinci defa yok etme başarısı elde ederdik.
    Ne yazık ki zaman geçiyor ve alışıyoruz, alışma-ya da devam edeceğiz. Eğer şu an bir baş kaldırma yahut başka bir deyimle, özgürlüğümüzün için her şeyimizi ortaya koymazsak; gelecek nesil bizden farklı bir hayat yaşayamaz! Şu an kölelik içerisinde birkaç özgürlüğe sahip olsalar, ya da olduklarını sansalar dahi, onlar kölelik içinde kölelik ile yok olacaklar!

    Hayatımız boyunca her gün ve her saat değişen ve değişmeyen mahkûmluğumuzu, değişen ve değişmeyen özgürlüklere uydurmaya çalışıyoruz. Aslında yaşama tutunma çabası süreci içerisindeyiz. Bu süreçte özgürlüğümüze yenik düşersek mahkûm, mahkûmluğumuza baş kaldırmazsak köleyizdir. Bu süreci ertelersek hiçbir şey, bu süreç içerisinde çabalamaktan vazgeçersek ölüyüzdür.

    Devamını Oku

    Yürek Yorgunluğundan Ölür Mü İnsan?

    Yürek Yorgunluğundan Ölür Mü İnsan?
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Bu hayatta yürekten daha sabırlı, daha güçlü ve daha merhametli hiçbir şey yoktur. Yüreğinizi kime, nasıl ve niçin verdiğinize dikkat edin! Tükenen bir yürek, kromozomların ile oynanılmış bir his bırakır sende.
    Hayata herkes girerken, kalbe yalnızca bir insan girer.
    Hayatına giren insan ile güzel g-ünler geçirebilir, güzel bir beraberlik sonrasında evlenebilirsin. Ancak; kalbine giren her kimse, onunla asla işler düz gitmez. Her zaman bir sorun sıkıntı çıkar.
    Ve insanlar kalplerine giren kişi ile evlilik düşünürken, her zaman o insanın özlemini iliklerine kadar yaşar.

    Kalbindeki insan elbet bir gün yok olup gider. Her insanın kavuşamadığı, her saniye özlediği biri vardır. Çünkü insanlar kalplerine giren insanı, hayatına giren herkesten daha üstün sever, bağlanır. Ve haddinde sevmedikleri için de, her zaman en sevdiklerini kaybederler. O kadar çok severler ki; her şeyini feda edecek dereceye gelirler. Bu durum ne kadar doğru tartışılır.

    Belki kalbinizde ki insanı, bir Sezai Karakoç olup dizemezsiniz mısralara ya da bir Ahmet Arif gibi dökemezsiniz mektubunuza ama koyarsınız yüreğinizdeki en sıcak bölgeye. Sevginizden bir yuva yapar, hayatınızın son damlasına kadar sarılırsınız ona.

    Bir insanı dış görünüşünden, alımlı olmasından, tanınır olmasından dolayı sevmeyin! Bir insanı merhameti için sevin. Bu dünya da her türlü kavgayı, küslüğü, korkuyu sonlandıracak olan yine merhamettir.
    Sevgi ve merhameti ayırmamalı insan! Sevgi de merhamet varken, merhamette de sevgi vardır. Elinize geçen sevgi ne türden olursa olsun, asla bırakmayın! Gün geçtikçe varlığını yitirebilir belki ama bu dünyayı kurtaracak olan tek kavramdır. İnsanoğlu kalbindeki sevgiden mahrum kaldığında kimsesizleşir. Öyle bir özlem kurusuna düşer ki; kim olduğunu unutur. Özlemek bu dünya da tarifi olmayan bir acıdır. Özlem hasreti çeken bir yürek; insanı olgunlaştırır, her şeye hâkim olmasını sağlar.
    Özlem hasretli bir yürekte ümit asla tükenmez. Çünkü tutunacağı tek dal, gelmesini hayal ederek o hayallerde yaşamasıdır.

    Her aklınıza geldiğinde sırtınıza bir özlem daha saplanır. Yırtar bağrınızı en ücra bölgelerde. İçinizdeki yangın selini her defasında yeller. Yüreğinizin kor ateşlerde küllenmesini izler. İnfial olan kalbinizi yalnızlığa mahkûm eder. Ve yine nasıl olduğunuzu sormadan delip geçer bağrınızdan. Tekrardan anlamsız bir hayat vaat eder, varlığı ve yokluğu belli olmayan bu bedene.

    O kadar acı çekersiniz ki; içinizdeki çığlıkların sesi, dışınızdaki sessizliğin davacısı olur. Özlem hasreti ile geçirdiğiniz günlerin ton-ton ağırlığını taşırsınız sırtınızda. Zamanı geldiğinde anlarsınız ki; kalbinizdeki sevgi, şarjsız olan hayatınızın yedek bataryasıymış.
    Bazı insanlar sizi soğuk bulur, bazıları çok beğenmişlik imajını giydirir, bazıları kendini büyüten bir benliğinizin olduğunu sanar… Siz ise bu tür durumlara, sizi anlayan kimse olmadığından gülüp geçersiniz. Bazı insanlar ise –gerçekçi olmasa dahi- yine de “Nasılsın?” sorusunu sorar size. Nasılsın sorusuna dudak her zaman iyiyim der, yürek mahvolmuşluğundan konuşamaz. Bu yüzdendir ki, “Nasılsın?” sorusu her zaman dudağa inanır.

    Her gün size özleminizi anımsatan bir şarkıyı dinlemekten yorulmazsınız belki ama, her gün aynı şeyi özlemekten çok yorulursunuz. Bir saniyelik sesini duymak için bütün ses tellerinizi feda edebilir beden. Gücünüzü yenilemeye gücünüz yetmez. Hayatınız bir kulaklık gibi olur; ne kadar özen gösterseniz de, her zaman karmakarışık bir hâl alır.

    Beden yorgunluğu, beyin yorgunluğu, düşünce yorgunluğu hiçbir zaman yürek yorgunluğu kadar insanı mahvetmez. Her yürekte bir türlü veda edilemeyen özlemler vardır. İnsanoğlu kaybettiği şeyi asla kabullenmez. Hele ki bu, kalbinde taşıdığı sevgiyse…
    Kalbindeki senden ne kadar uzağa giderse gitsin, her zaman yanında hissedersin. Her anın da onu hayal edersin. Saudade’yi kabullenmezsiniz. İşte bu durum öyle bir cehennemdir ki; o cehennemden bütün benliğini kaybetmiş, her anı özlem dolu bir bedenle çıkarasınız.
    Bu hayatta herkesin acısı kendinedir. Bazılarının elli metrekarelik cehennemi olurken, bazılarının ise beş yüz metre karelik cehennemi vardır. Bazı insanlar yüreklerinde ki cehennem bir tutam sönsün diye göz yaşı dökerler, lâkin bilmezler yürek cehennemi o beden de yanmaktadır ve yanmaya da devam edecektir. Ne olursa olsun o cehennem asla tükenmez yüreğinizden.

    Zaman çeker gider, hediyeler iki gün hatırlanıp üçüncü gün unutulur. Geriye sadece anılar kalır.
    Bir insan anılarını düşünürken gülüyorsa; içinde, kendinden üç kat büyüklüğünde bir cehennem taşıyordur.
    Bazı yürekler vardır özlem hasretini bir müddet sonra unutur, bazı yürekler vardır özlem hasreti ile yanıp kavrulur.
    Tek dayanağı özlem olduğundan yine de bekler, yürek yorgunluğuna teslim eder kendini.
    Her akşamın bir sabahı, her sabahında bir akşamı vardır elbet! Asıl mesele; yürek yorgunluğu serumunu yediğiniz o gecelerde, sabaha iyileşebilmenizdi. Yoksa ne tadı kalır sabahın, ne de yaşanılabilir bir yanı. Yaşamak için her gece ölürsünüz, yüreğinizin battaniyesiz döşeğinde.

    Gerçekleşmesini istediğiniz hayallerinizin olanaksız olduğunu anladığınızda, geriye sadece uyanmak istemediğiniz rüyalarınız kalır.

    Bunu asla unutmayın; umudunu kaybetmiş olan bir insanın beyin ölümü gerçekleşir.
    Hayatın size yol seçtiği doğru olabilir. Ancak unutmayın ki; o yolu şekillendirmek sizin eliniz de. Elinizden geldiğince kimsenin kalbinizi kırmasına müsaade etmeyin, kimsenin de kalbini kırmayın! Çünkü insan kalbi kalem ucuna benzer. Çok bastırırsanız, kırarsınız. Herkesin bir yaşanmışlığı, kimsenin bilmediği bir yarası vardır. Bazı insanlar diyorlar ya; “Ben onu çok iyi tanıyorum!” Halt etmişler. Bir kelimeyi başka kelimelerle anlattığımız bu dünya da, bir insanı başka insanlarla anlatmak çok zor.

    Bazılarının cehennemini görebilirsiniz, ama asla o cehennemde onunla beraber yanamazsınız!

    Devamını Oku

    “Başkaları!”

    “Başkaları!”
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Facebook: Başkaları nerede?
    Instagram: Başkaları ne yapıyor?
    Twitter: Başkaları ne düşünür?
    Sartre: “Cehennem başkalarıdır.”

    Her zaman başkalarını kendimize benimser olduk. Çünkü kendimize olan güvenimiz hep yerlerde. Her zaman arayış ve merak içerisinde olduğumuz o şahısların çoğu iki kelimeyi birleştirip konuşmaktan ve dahi düşünmekten acizler. Fenomenler kendi aptallıkları ile kendilerini ön planda tutmayı başarmış vaziyetteler. Entelektüeller egoları ve kibirlerinden kendi bokuyla bile kavga ediyor. Dolayısıyla bir insanın ancak kendi benliğini koruduğu zaman asıl kimliği oluşur. Başkalarını kendine benimsemen seni yok eder.

    Devamını Oku

    Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.